Mnela'nın Denizi

Yaradanına sevdalı yürekler...

Dareyn Dergisi 31. Sayı Yayında!
 
 
Allah'ın kahretmediğini görüp şaşırma!
Mühlet verdiğini düşün ve ürper!
 
 

Bağlı değilsiniz. Bağlanın ya da kayıt olun

eBaBiLLeR Ne ZaMaN GeLiR....?

Aşağa gitmek  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

1 eBaBiLLeR Ne ZaMaN GeLiR....? Bir Paz Eyl. 07, 2008 12:21 pm

mirkat


Üye
Üye
Her hangi bir nedenle 'Ebabil kuşları' konusu gündeme geldiğinde, hemen akla Fil süresindeki olay gelir, buna bağlı olarak olayın tarihi anlatımı ortaya konur. Konu İle ilgili tarihi bilgiler ve rivayetler değişik kitaplarda bol bol mevcuttur. Anlatılanların çoğu biribirine yakındır. Olay mucize olarak ele alınıp çeşitli tartışmalara girilmiştir, kuşların biçimleri boyutları konusunda tartışılmıştır, mesele bilinen tabiat kanunları sınırları içine alınıp irdelenmiş ve çeşitli tahminler ileri sürülmüştür. Bu makalenin sınırları içinde bu ayrrntıların hiç birisi üzerinde durulmayacaktır. Ancak şu kadarını söylemek yerinde olur kanısındayım: Olayda insan olarak iki isim ön plândadır: Ebrehe ve Abdülmuttalib? Ebrehe; Emperyalist ruhlu, ekonomik çıkarları için oldukça acımasızlaşmış, büyük askeri ve maddi güç sahibi negatif bir kişi. Abdülmuttalib; Kâbeyi ve kâbenin taşıdığı kutsal değerleri koruyan, ama askeri ve maddi gücü yeterli olmayan, güvenilir bir lider durumundaki pozitif bir kişi. Bu iki kişiliğin temsil ettiği değerlerin çatışmasında, ebabil Kuşları Abdülmuttalib'in lehinde fonksiyonlarını icra etmişlerdir. Olayın ayrıntılı tartışmaları hangi boyutlarda yapılırsa yapılsın, bu yönü sahihtir. Yani, fil sahiplerinin gücü karşısında zayıf durumda bulunan tarafa Allah(c.c) Ebabil Kuşları ile yardım etmiştir. Bunu Fil süresinde açıkça görebiliyoruz.

Şimdi bu çok önemli ve anlamlı olayı bütün zaman ve mekânlara şamil kılarak, evrensel boyutlarda ele alıp gündeme getirmek istiyorum. Çünkü Kur'an-ı Kerim'de yer alan her bilgi, hüküm, emir, kıssa,..v.s. evrensel boyutlara sahiptir. Buna kesinlikle inanmak ve bütün meselelere bu gözle bakmak her Müslüman için vazgeçilmez bir şarttır...

O halde makalemizin ve konumuzun başlığı olan sorumuzu tekrar soralım:
"Ebabil Kuşları ne zaman Gelir?" Sorumuzun cevabı; Kur'an-ı Kerimin'in bir çok süre ve ayetlerinde, Resulüllah(s)'ın örnek hayatında ve insanlık tarihi boyunca müslümanların islâmi mücadelelerinde vardır. Ancak makalemizi belli sınırlar içinde tutabilmek ve konuyu özlü bir şekilde verebilmek için; Kur'an-ı Kerim'den dört süreyi ele alıp, tartışma açmak ve konuyu işlemekle yetineceğim. Söz konusu dört sürenin konumuzu belli bir plân içinde zaten açıkça verdiğini Allah'ın izni ile hep birlikte göreceğiz, bu süreler; Alâk, Maun, Kâfirun ve Fil süreleridir. Bu sıralama kronolojik sıraya göredir. Alâk süresi ile Muan süresi arasında başka sürelerin bulunduğu herhalde bilinmektedir. Bu arada konumuzu belli bir bütünlük içinde okuyucuya sunabilmek ve gene okuyucuya bazı İpuçları verebilmek bakımından, öncelikle sürelerin nüzul sırasına göre meallerini vermeyi yararlı olur diye düşünüyorum ve öyle yapıyorum.

B / sürelerin mealleri
I- Alâk süresi
Rahman-Rahim Allah’ın adıyla
1- Oku, Yaratan Rabb'in adıyla.
2- O, insanı alâktan yarattı.
3- Oku, Rabb'in nihayetsiz kerem sahibidir.
4- Ki O, kalemle öğretti.
5- İnsana bilmediğini öğretti.
6- Bütün bunlara rağmen insan tuğyan eder.
7- Kendini müstağni sayarak.
8- Kesinlikle dönüş Rabb'inedir.
9- Gördün mü nehyedeni?

10- Salâtında iken bir kulu,
11- Gördün mü ya o (kul) hidayet üzerinde ise?
12- Ya da takvayı emrettiyse,

13- Gördün mü ya öbürü yalanlayıp tevelli ettiyse?
14- Yoksa bilmez mi? Allah muhakkak görmektedir
15- Haaayır! Eğer bundan vaz geçmezse nasiyesine darbe
mizi indiririz.
16- Yalan ve günah ile elde edilmiş nasiyesine.
17- O zaman çağırsın çağırabileceklerini,
18- Biz de çağırırız zebanileri.
19- Sakın haa! Kesinlikle onlara itaat etme, secde et ve yaklaş.

M- Maun süresi
Rahman-Rahim Allah'ın adıyla
1- Gördün mü dini yalanlayanı?
2- İşte odur, yetimi şiddetle azarlayıp kovan.
3- Aciz, zavallı yoksulun doyurulmasına ön ayak olmayan.
4- Yazıklar olsun o musallilere!..
5- Ki onlar salâtlarında bilinçsiz ve gaflet içindedirler.
6- Ki onlar birbirlerine gösteriş yaparlar.
7- Ve onlar en küçük yardımı (ya da gerçek din hakkında yardımlaşmayı) men ederler.

III- Kâfirun süresi
Rahman-Rahim Allah'ın adıyla
1- De ki: "Ey kâfirler"
2- İbadet etmem ibadet ettiklerinize
3- Ve siz de ibadet etmezsiniz, benim ibadet ettiğime.
4- Ve ben, sizin İbadet ettiklerinize kul olmam.
5- Siz de ibadet etmezsiniz, benim ibadet ettiğime
6- Sizin dininiz sizindir, benim dinim benimdir.

IV- Fil süresi
Rahman-Rahim Allah'ın adıyla
1-Görmedin mi Rabb'in fil sahiplerini nasıl yaptı?
2- Onların tuzaklarını başlarına geçirmedi mi?
3- Onların üzerlerine Ebabil Kuşlarını gönderdi.
4- Onlara pişmiş çamurdan sert taşlar atıyorlardı.
5- Nihayet onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptı.

C / Sürelerde konumuzla İlgili odak noktalar ve bu noktaların birbirleriyle ilişkileri:
1- Alâk süresinde: Alâk süresi bütün olarak ele alındığında aynı derecede önemli bir çok konunun bulunduğu kolayca görülüyor. Bu konuların en önemlilerinden birisi ve Konumuzla ilgili olanı şudur: Allah en büyük ikram sahibidir. Başka bir deyişle; Nihayetsiz kerem sahibidir. Genelde insanın, özelde müs-lümanın ya da müslüman toplumun ihtiyaçları iki türde toplanabilir:

a) Bilgi b) Güç
Bu ihtiyaçların Allah (c.c) tarafından bir ikram olarak insana verilmesi için, insan tarafından gerekli şartlar yerine getirildiğinde (okumak, salâtı ikame etmek, hidayet üzerinde olmak, takvayı emretmek, secde edip Allah'a yaklaşmak) Allah da ikramını yapacaktır. "Oku, Rabb'in nihayetsiz kerem sahibidir: İnsan neyi bilmiyorsa onu öğretti-Biz de zebanileri çağırırız."
Bu ayetlerde ikram eden: Yani öğreten ve zebanileri çağıran yüce Allah'tır. Daha açık bir deyimle: Burada Allah'ın ikramı, bilmediğini öğretmek ve zebanileri çağırmaktır. Bu ikramlardan konumuzla doğrudan ilgili olanı zebanileri ç ağınmaktır. Şimdi bu aşamada şu soruyu kendimize soralım. Kimdir, nedir bu zebaniler ve çağırıldıklarında ne yapacaklar? Sorunun cevabı açık ve net bir şekilde sürenin içindedir. Bunu görebilmek için zebani ile ilgili ayetten sonraki ayete ve önceki ayetlere bakmak yeterli olacaktır. Baktığımızda özetle şunu görüyoruz: Yalanlayıcı, nehyedici ve bunların düzenlerini ayakta tutmalarına yardımcı olanların nâsiyelerine darbe İndirilecektir. Ancak Allah'a kul olanların maddi güçleri buna yetmemektedir. İşte bu durumda zebaniler gündeme geliyor. Demek ki zebaniler, azgınların nâsiyelerine darbe indiren, olağan üstü güç ve kuvvet sahibi, Allah tarafından gönderilmiş yardımcılardır. Alâk süresinde bu gerçeği gördükten sonra diğer sürelerle ilişkiyi kolayca kurabiliriz.

2- Maun süresinde: Bu sürede gerçekten korkunç boyutlarda kişi ve olaylar anlatılmaktadır. İnsanın tüyleri ürperiyor. Yalancılar,,ı, münafıkların, müşriklerin, dalkavukların, gösteriş meraklıların oluşturduğu bir toplumsal yapı. Rezalet! Öyle bir rezalet ki, olumlu yönden en küçük bir yardımlaşma görülürse derhal men ediliyor. Bu toplumda muhalliler de var. Ama onlar öyle bir kınanıyor ki, gaflet içinde oldukları "Fa veylün!"yazıklar olsun! diye yüzleri ne vuruluyor. Tablo şöyle özetlenebilir: Din yalanlanmış. Yani din adına ne varsa pratikte ortadan kaldırılmış. Bunu yapanlar hemen arkasından her konuda ve alanda halka zulmetmeğe başlamışlar. Bu arada bazı dinsel görevleri sadece şekil olarak yerine getirenler var. Akıllarınca musalli geçiniyorlar. Öyle ki, bunlar yaptıklarından müsterih olmak için yaptıklarını birbirlerine gösteriyorlar. Hatta gerçek Din hakkında yardımlaşmak isteyenlerindin adına kendi yaptıklarını göstererek men ediyorlar. Bu aşamada ister istemez iki grup insan ortaya çıkıyor. Birincisi: Dini yalanlayıp istedikleri gibi bir yapı oluşturanlar ve bunlara uyan gaflet içindeki musalliler.

İkincisi: Oyunun farkına yaran ve gerçek Din hakkında yardım-laşıp, tekrar gerçek Dini yerleştirmek isteyenler.

Her din sahibi kendisine kesin ibadet ister ve kendi dini aleyhine olacak her hareketi men etmeğe çalışır. Bu insanlık tarihi içinde süregelmiş, değişmez bir yasadır. Konu Kâfirun süresinde daha bir açığa çıkmaktadır.

3- Kâfirun süresinde: Maun süresinde bildirildiği gibi, gerçek dini yalanlayıp yerine sahte dinlerini yerleştirdikten sonra otoriteyi ele geçirenler herkesten kesin ibadet istemektedirler. İste kâfirun süresinde, bu iki tarafın sözlü mücadeleleri sahnelenmektedir. Sahte din sahipleri, hükümran oldukları beldelerde herkesten kesin ibadet isterlerken Müslümanları da bunun dışında tutmamaktadırlar. Hatta yalanlanan din İslâm olduğuna göre esas mücadeleleri Müslümanlarladır. Ama süreden de anlaşıldığı gibi Müslüman bunlara teslim olmuyor her hangi bir uzlaşmaya da girmiyor. Ayrıca süre boyunca şanlı bir mücadele verdiğini görüyoruz. Müslüman son söz olarak da, ne pahasına olursa olsun dininden vaz geçmeyeceğini, yani kâfirlere ibadet etmeyeceğini açıkça ortaya koyuyor. Ancak bu sözlü ve iman plânında yaptığı savunmayı, madde plânında, savaş alanında sürdürebilecek yeterli güce sahip değildir. Ama o insan olarak üzerine düşeni yapmıştır. Şimdi sıra Allah'ın İkramındadır. Allah bu kadar samimi olan kulu İçin zebanileri artık çağıracaktır. Çünkü bu O'nun vaadidir.

4- Fil süresinde: Bu sürede kâfirlerin hakikat cephesinde savaşanlara karşı çok güçlü silah araç ve gerece sahip olduklarım anlıyoruz. Sürede adı geçen fil sahipleri, bütün zaman ve mekânlarda İslâmın düşmanı olan süper şer güçleri temsil eder. Sürede esas verilmek istenen konulardan birisi şu olmalı: Ebabil kuşları ile fil sahiplerinin nasıl perişan edildiği gözler Önüne serilerek, Allah'ın yardımının anlatılmasıdır. Hakikati temsil eden insanın, ölüm pahasına da olsa davasından vaz geçmediği bir durumda Allah'ın yardımının şu ya da bu şekilde mutlaka geleceği, vaat edilmektedir.

D / SonuçBu dünyada gerek fert olarak gerek toplum olarak gerçek anlamda müslümanca bir hayat sürdürebilmede öyle kolay bir iş değildir. Bu zorlu, çileli, ama sonunda mutluluğa çıkan yolda, zulme, şirke ve tuğyana bulaşmadan yürüyebilmek gerçekten zor bir iştir. Ama Allah'ın her zorlukla beraber bir kolaylık vereceğini bilmek ve bunu ummak insana güç veriyor.

Müslüman’ım diyen insan ve bu insanların meydana^getirdigi topluluk, inanç ve düşüncesini (akidesini) Kur'an ile kurmuş, ayrıca bu akidesini Resulüllah'ın Örnek hayatından somut örneklerle de destekliyorsa; onun yolu felaha çıkar. Maun süresinde tanıdığımız Dini yalanlayıcı lan n istedikleri gibi bir musalli olmaz, Kâfirun süresinde gördüğümüz "Senin dinin sana, benim dinim bana" diyebilen yiğit bir müslüman olursa; Allah da ebabil kuşlarını zor durumda kalacak böyle kulları için gönderir.

Bu gün çağdaş fil sahiplerinin çok güçlü ve etkili silahlan var. Bunu herkes biliyor. Bu silahlar sadece roketler, füzeler ve kimyasal silahlar değildir. Sinema, basın-yayın, televizyon gibi araçlar da bu silahlara dahildir. Günümüzün ekonomik amaçlı savaşlarında o kadar çeşitli silah kullanılmakta ki, sayısını bilmek ya da şudur-budur demek kolay değildir.
Fil süresinde dikkat edilirse ilginç bir kıyaslama espirisinin bulunduğu görülebilir. Bu çok önemlidir. Evet gerçekten Müslüman bu espiriyi kavraması çok zor değildir. Şer güçleri temsil edenlerin sahip oldukları en önemli savaş araçları filleridir. Filler, O zaman için savaşlarda hemen hemen neticeyi tayin eden günümüzün nükleer bombalan gibi bir şey... Allah'ın gönderdiği varlıklar ise; kuşlar...

Evet, Filler ve kuşlar... Filler yeniliyor!.. Kur'an-ı Kerim'den az da olsa haberi olanlar ve İslâm tarihindeki gerçek cihat sahnelerini bilenler hemen hatırlayacaklar: Allah'ın değişmez yasalarından birisi de; Az kuvvete sahip müslümanları, kendilerinden daha fazla kuvvete sahip kâfirlere galip getirmesidir. Bütün mesele kâfirlerle herhangi bir uzlaşmaya girmeden, onlara boyun eğmeden, ölüm pahasına "sizin dininiz sizindir, benim dinim de binimdir" diyebilmekte ve Allah'ın İkramını hak etmektedir.

"Sakın haa!. Kesinlikle onlara itaat etme, secde et ve yaklaş."


MuSTaFa DeMiR

KaLeM DeRGiSi

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön  Mesaj [1 sayfadaki 1 sayfası]

Similar topics

-

» RIHANNA...

Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz